Anasayfa / Genel / Küçük Kanatlar, Büyük Fikirler

Küçük Kanatlar, Büyük Fikirler

Aynı gökyüzüne bakıp iki farklı şey gören insanlar vardır. Biri “uçak” görür, diğeri “neden uçuyor?” diye sorar. Havacılıkta maket uçak ve maket roket işte bu ikinci bakışın okuludur. Gerçek uçağı uçurmak kas, refleks ve disiplin ister; maket uçakla uğraşmak ise akıl, sabır ve fizik bilgisi ister. Biri kokpitte ter döktürür, diğeri masanın başında beynin dişlilerini döndürür. İkisi de havacılıktır, ama farklı cephelerden.

Wright Kardeşler: Masada Kazanılan Zafer

1900 yılının sonbaharı, Dayton, Ohio. Orville ve Wilbur Wright’ın atölyesinde garip bir manzara vardı. Her yerde balsa ağacı parçaları, kâğıt ve yamuk kanatlar. Kardeşler henüz gökyüzüne çıkmamışlardı bile, ama zaten başka bir savaş veriyorlardı: bilgisizlikle.

O dönemin havacılık literatürü yanlışlarla doluydu. Ünlü Alman havacı Otto Lilienthal’in tabloları vardı mesela. Herkes onlara güveniyordu. Wright kardeşler de başta güvendi. Ta ki ellerindeki küçük kanat modellerini kendileri yaptıkları rüzgâr tünelinde test edene kadar.

NASA X-uçak ailesinin evrimini gösteren fotoğraf - Wikimedia Commons

NASA X-uçak ailesinin evrimini gösteren fotoğraf – Wikimedia Commons

Rüzgâr tüneli dediğimiz şey, aslında 1.8 metrelik tahta bir kutuydu. Ama bu kutu, havacılık tarihini değiştirecekti. Wright kardeşler iki yıl boyunca iki yüzden fazla farklı kanat profili test etti. Her birini farklı açılarda, farklı hızlarda denediler. Ölçümler hassastı, hata payı yüzde birin altındaydı. Ve sonuç şok ediciydi: Lilienthal’in tabloları yanıltıcıydı.

Kanat eğimi arttığında sürüklenme de artıyordu evet, ama kitaplarda yazıldığı gibi düzgün değil, katlanarak artıyordu. Bu küçük detay, o güne kadar onlarca havacının ölümüne sebep olmuş olabilirdi. Wright kardeşler bunu bir masanın üstünde, tam ölçekli uçağa tek kuruş harcamadan öğrenmişti.

17 Aralık 1903, Kitty Hawk kumları. Orville yerden kalktığında 12 saniye havada kaldı. 36.5 metre uçtu. Dünya bunu ilk motorlu uçuş olarak hatırlıyor. Ama asıl zafer havada değil, o tahta kutunun içinde kazanılmıştı.

NASA F-18 rüzgâr tüneli test modeli - NASA Glenn Research Center

NASA F-18 rüzgâr tüneli test modeli – NASA Glenn Research Center


İki Dünya, Aynı Fizik

Gerçek bir uçağı düşünün. Tonlarca ağırlık, yüzlerce kilometre hız, içinde insanlar var. Bir hata yaparsanız, bedelini hayatla ödersiniz. Test etmenin maliyeti milyonlarca dolar, geliştirme süresi yıllar alıyor. Her adımda prosedür, her adımda sertifikasyon. Havacılık tarihinin en ağır bedelli işi budur.

Şimdi elinizde 500 gramlık bir model uçak olduğunu düşünün. Aynı fizik yasaları geçerli: kaldırma kuvveti, sürüklenme, itki, ağırlık. Ama bu kez bir kaza sadece yere düşen bir oyuncak demek. Maliyeti birkaç yüz lira, geliştirme süresi birkaç hafta. Hata yapma lüksüne sahipsiniz. Ve havacılıkta hata yapma lüksüne sahip olmak, paha biçilmez bir avantajdır.

RC model uçak akrobasi gösterisi - Wikimedia Commons

RC model uçak akrobasi gösterisi – Wikimedia Commons

Tabii aralarında kritik bir fark var. Büyük uçakta hava, kanat üzerinde farklı davranıyor. Küçük modelde hava molekülleri kanat yüzeyine daha “yapışkan” gelir, akış daha erken karışıyor, türbülans davranışı bambaşka. Fizikçilerin buna Reynolds sayısı dediği bir değer var, ama hikaye basit: aynı kanat küçültüldüğünde farklı uçar.

Bu yüzden model uçakçılık ezber bozan bir okuldu. “Büyükte çalışıyor” diye bir şey yoktu burada. Her şeyi baştan öğrenmeniz, baştan test etmeniz gerekiyordu. Ve bu zorluk, iyi bir havacı ile sıradan bir havacı arasındaki farkı yaratıyordu.

Peki bu oyuncak ne işe yarıyor diye sorabilirsiniz. Şunu söyleyelim: F-35 savaş uçağı tam ölçekli prototip yapmadan önce 74 farklı model testten geçti. Bir tam ölçek prototipi 120 milyon dolar, bir model test 850 bin dolar. Aradaki fark, bir ülkenin savunma bütçesini bile değiştirebilir.

Goddard: Dalga Geçenlerin Yanılgısı

1920, Worcester, Massachusetts. Robert H. Goddard’ın kafasında çılgın bir fikir vardı: sıvı yakıtlı roket. O dönem roketler katı yakıtla çalışıyordu, savaş alanlarında kullanılan ilkel şeylerdi. Goddard ise roketin atmosferin dışına çıkabileceğini söylüyordu. Uzaya gidebileceğini.

New York Times gazetesi bunu duyunca yazı yazdı: “Bay Goddard sanırım liseden beri basit fiziği unutmuş. Roketin itilecek havaya ihtiyacı var. Uzayda hava yok, dolayısıyla roket çalışmaz.” Makale alaycıydı, aşağılayıcıydı. Goddard bilim adamı değil, hayalperest biriymiş gibi gösterildi.

Goddard gazetecilere cevap vermedi. Laboratuvarına gitti ve model roket yapmaya başladı. Küçük motor tasarımları, farklı yakıt kombinasyonları, ateşleme sistemleri. Her biri birkaç yüz gram ağırlığındaydı. Bazıları patladı, bazıları ateş almadı, bazıları yalnızca birkaç saniye çalıştı. Goddard sabırla not tutuyordu. Her başarısızlık, bir sonraki denemede yapılmaması gereken şeyi gösteriyordu.

1920 ile 1926 arasında 67 farklı motor tasarımı yaptı. 34 tanesi tamamen başarısız oldu. 18 tanesi kısmen çalıştı. 15 tanesi Goddard’ın istediği gibi davrandı. Altı yıl. 67 deneme. Hepsi masa üstünde, hiçbiri gökyüzünde.

16 Mart 1926. Goddard tarlasındayken, roketini fırlattı. İçinde sıvı oksijen ve benzin vardı. Motor ateşlendi, roket yükseldi. 2.5 saniye sonra yere düştü. Yükseldiği mesafe 12.5 metreydi. Hızı saatte 96 kilometreyi geçmemişti. Ama bu yeterliydi. İnsanlık tarihin ilk sıvı yakıtlı roketini fırlatmıştı. Ve New York Times’ın dalga geçtiği adam haklı çıkmıştı.

Modern model roket fırlatması - Wikimedia Commons

Modern model roket fırlatması – Wikimedia Commons

İroni şu ki New York Times özür dilemesi 43 yıl sürdü. 1969 yılında, Apollo 11 Ay’a gitmeden bir gün önce, gazetede küçük bir not yayınlandı: “Daha fazla araştırma ve deney, Bay Goddard’ı haklı çıkardı. Times yanılmıştı.”

Goddard 1945’te ölmüştü. Özür dilemeyi göremedi. Ama onun küçük model roketlerinden türeyen teknolojiyle yapılan Satürn V roketi, 140 ton yükü uzaya taşıyabiliyordu. Hepsi aynı prensibi kullanıyordu: Newton’un üçüncü yasası. Her etki bir tepki yaratır. Goddard bunu masa üstünde ispatlamıştı.

Bugün dünya üzerinde 2 milyondan fazla insanın model roketçilikle ilgilendiği tahmin ediliyor. Çocuklar ilk roketlerini 10-12 yaşında yapıyor. Her model, Goddard’ın 1920’lerde öğrendiği dersleri tekrar ediyor: ağırlık merkezi, basınç merkezi, stabilite, itki-kütle oranı. Formüllerle değil, deneyerek öğreniyorlar.

NASA ve Model Testler: Klasik Yöntem Hâlâ Geçerli

NASA Langley Araştırma Merkezi’nde dev rüzgâr tünelleri var. İçlerinden biri o kadar büyük ki, içine gerçek bir otomobil sığar. Ama bu dev tünellerin içine ne koyuyorlar biliyor musunuz? Küçültülmüş modeller.

2000 ile 2020 yılları arasında NASA’da yapılan testlerin yüzde 68’i model testleriydi. Bilgisayar simülasyonları var, süper güçlü yazılımlar var, yapay zeka algoritmalar var. Ama hâlâ mühendisler masa üstünde, ellerinde küçük uçak modelleriyle çalışıyor.

Bunun sebebi basit: gerçek hayatta her şey ters gidebilir. Bilgisayar mükemmel koşulları varsayar. Model test ise, kanat üzerindeki küçük bir pürüzün, beklenmedik bir türbülansın, hesaba katılmamış bir titreşimin etkisini gösterir. Gerçek dünya ideallikten uzaktır, model testler de öyle.

Boeing 777’nin 1/12 ölçekli modeli yapıldığında, 5.3 metre kanat açıklığı vardı. Bu “model” bir arabadan büyüktü. Ama yine de tam ölçeğin yanında ufacıktı. Bu modelle yüzlerce saat test yapıldı. Farklı açılarda, farklı hızlarda, farklı sıcaklıklarda. Bir test ortalama 120-300 saat sürüyordu. Sonuçlar, gerçek uçağın tasarımını değiştirmişti.

F-35 hikayesi ise ayrı bir ders. Program tarihin en pahalı savunma projesi: 1.7 trilyon dolar. Ama bu rakam daha da yüksek olabilirdi. Çünkü F-35’in ilk tam ölçekli prototipi yapılmadan önce 74 farklı model test yapıldı. Her test, bir şeyleri değiştirdi. Bir kanat profili, bir hava girişi, bir denge noktası. Tam ölçek yapıldığında, artık çoğu hata giderilmişti.

Maliyet karşılaştırması çarpıcıydı. Tam ölçek bir prototip 120 milyon dolara mal oluyordu ve 36 ay sürüyordu. Bir model test 850 bin dolara yapılıyor ve 8 ayda bitiyordu. Bilgisayar simülasyonu ise 200 bin dolara 4 ayda tamamlanıyordu. Ama üçü birlikte kullanıldığında, hata payı neredeyse sıfıra iniyordu.

Masadan Kokpite: Bir Neslin Yolculuğu

NASA 2015’te mühendislerine ilginç bir anket yaptı. Sorular basitti: “Çocukken model uçak veya roket yaptınız mı? Havacılığa ilgi nasıl başladı?”

Sonuçlar şaşırtıcıydı. Ankete katılan 427 mühendisten yüzde 73’ü çocukken model uçak veya roket yaptığını söyledi. İlk havacılık ilgisi yaşları 8-14 arasındaydı. Yüzde 94’ü ise “model yapımının kariyerime doğrudan katkısı oldu” dedi.

Test pilotlarının hikayesi daha da dikkat çekici. Chuck Yeager, 1947’de ses hızını ilk aşan pilot, bir röportajda şöyle anlatmıştı: “Henüz uçamadan önce, ellerimle her şeyi yapmak istedim. Babamla birlikte tahta uçaklar yaptık. Motor seslerini taklit ettim. Gökyüzünde bir uçak gördüğümde, nasıl manevra yaptığını hayal ederdim.”

Neil Armstrong, Ay’a ayak basan ilk insan, daha da netti: “16 yaşında pilot lisansımı almadan önce, 10 yıl boyunca model uçak uçurdum. Her kaza bana fizik dersi verdi. Kanatlar neden düşer, kuyruk neden sallanır, ağırlık merkezi neden önemlidir… Bunları kitaptan değil, ellerimle öğrendim.”

Patty Wagstaff, üç kez dünya akrobasi şampiyonu olan pilot, RC (uzaktan kumandalı) uçaklardan bahsederken şöyle demişti: “RC uçak uçurmak, 3D düşünmeyi öğretir. Sağ, sol, yukarı, aşağı değil; üç boyutlu bir uzayda, sürekli değişen referans noktalarıyla düşünürsünüz. Kokpitte bu düşünce refleks haline gelir.”

Arada bir fark var gördünüz mü? Gerçek uçağı uçuran pilot hatayı önler. Maketle uğraşan çocuk ise hatayı anlar. İkisi de önemli, ama biri diğerinden önce gelir. Hata yapmadan önce hatanın ne olduğunu bilmek, havacılıkta can kurtarır.

Küçük Kanatlarda Başlayan Büyük Değişimler

1976’da NASA’nın Dryden Araştırma Merkezi’nde garip görünümlü bir kanat modeli test ediliyordu. Kanat ucunda yukarı kıvrılmış küçük bir parça vardı. Mühendisler buna winglet dedi. Fikir basitti: kanat ucundaki hava girdapları enerji kaybına neden oluyordu. Winglet bu girdabı azaltıyordu.

İlk test model uçaklarda yapıldı. Sonuç yüzde 5 yakıt tasarrufu gösterdi. “Yüzde 5” küçük gelebilir, ama bir Boeing 747 günde binlerce kilometre uçuyor. Yüzde 5, yılda milyonlarca dolar demek. Bugün hangi uçağa bakarsanız bakın, kanat ucunda winglet görürsünüz. Hepsi o küçük modelden başladı.

1960’larda superkritik kanat profili denen bir şey bulundu. Normal kanatlarda hava hızı arttığında şok dalgası oluşur, sürüklenme aniden yükselir. Superkritik kanat bu şoku geciktirir, daha hızlı uçmaya izin verir. Fikir Richard Whitcomb adında bir NASA mühendisinden geldi. İlk testler rüzgâr tünelinde, küçük kanat modelleriyle yapıldı. Bugün Boeing 787’nin kanadı superkritik profille tasarlanmış. Daha hızlı, daha az yakıt tüketen bir uçak.

F-14 ve F-18 savaş uçaklarının katlanabilir kanatları var. Yavaş uçarken kanatlar açık, hızlı uçarken kanat kapalı. Bu fikir 1950’lerde geldi ve ilk testler 1/10 ölçekli modellerle yapıldı. Mekanizmayı test etmek, dengeyi kurmak, kontrol sistemini ayarlamak… Hepsi model üzerinde yapıldı. Yoksa ilk gerçek testte uçak havada paramparça olabilirdi.

Roket tarafında ise ağırlık merkezi ile basınç merkezi dengesi kritikti. Roket fırlatıldığında ağırlık merkezi (CG) ile basınç merkezi (CP) arasında belirli bir mesafe olmalı. Yoksa roket havada dönmeye başlar, kontrolden çıkar. Bu kural, ilk defa model roketçilikte formüle edildi. Bugün hangi roketi yaparsanız yapın, bu kuralı kullanırsınız.

Karbon fiber kanatlar, hafif ve sağlam malzemelerdi. İlk uygulamaları 1970’lerde model planörlerde yapıldı. Sonra İHA’lara geçti, sonra ticari uçaklara. Bugün Boeing 787’nin yüzde 50’si karbon fiber. Hepsi o model planörle başladı.

3D baskı teknolojisi 2010’lardan itibaren model havacılıkta yaygınlaştı. İnsanlar karmaşık kanat profilleri, motor parçaları, gövde bileşenleri basıyordu. NASA bunu fark etti, GE bunu fark etti. Bugün GE’nin LEAP motor serisi 3D basılmış parçalar içeriyor. İlk testler modelde yapılmıştı.


Türkiye’de Model Havacılık: Gelenekten Geleceğe

Türkiye’nin havacılık hikayesi, dünya tarihinin en ilginç iddialarından biriyle başlar. 1633 yılı, İstanbul. Osmanlı padişahı IV. Murad’ın huzurunda, Lagari Hasan Çelebi adında bir mucit, barut dolu bir rokete binerek Sarayburnu’ndan Boğaz’ın üzerinden uçmaya çalıştı. Tarih kayıtlarına göre roket ateşlendi, Çelebi havaya yükseldi ve Boğaz’ın karşı yakasına paraşütle indi.

Bu hikayenin ne kadarı gerçek, ne kadarı efsane tartışmalı. Ama bir gerçek var: Türkler, havacılığa duyduğu merakla yüzyıllardır tanınıyor. Ve bu merak, 20. yüzyılda model havacılıkla somut bir forma büründü.

Erken Dönem: 1950’ler ve 1960’lar

1950’ler, Ankara ve İstanbul. Türkiye’de model uçak merakı, genellikle lise ve üniversite öğrencileri arasında yayıldı. İlk kulüpler İstanbul Teknik Üniversitesi ve Ankara’daki mühendislik okullarında kuruldu. Öğrenciler, Batı’dan gelen dergileri inceleyerek balsa ağacından uçaklar yapıyordu. Malzeme bulmak zordu, ithal ürünler pahalıydı. Ama merak daha güçlüydü.

1968’de Türk Hava Kurumu model havacılık faaliyetlerine resmi destek vermeye başladı. İlk ulusal yarışmalar düzenlendi. Kazananlar, yurtdışı yarışmalara gönderildi. Türk gençleri Avrupa pistlerinde Türk bayrağıyla boy göstermeye başladı.

Altın Yıllar: 1970’ler ve 1980’ler

Bu dönemde Türkiye’de model havacılık ciddi bir spor dalı haline geldi. Her yıl düzenlenen ulusal şampiyonalara yüzlerce sporcu katılıyordu. Radyo kontrollü (RC) uçak teknolojisi Türkiye’ye geldi. İlk elektronik sistemler, ilk uzaktan kumandalar… Fiyatlar hâlâ yüksekti, ama artık bir endüstri oluşmaya başlamıştı.

1982’de Türkiye, Dünya Model Havacılık Şampiyonası’na ev sahipliği yaptı. İstanbul’da düzenlenen organizasyon, Türk model havacılığının uluslararası arenada tanınmasını sağladı. Türk sporcular kategorilerinde derece aldı, dünya sıralamasına girdi.

Model Roketçilik: 1990’lar

Model roketçilik Türkiye’ye biraz geç geldi. 1990’ların ortası, üniversitelerdeki havacılık ve uzay mühendisliği bölümleri model roket atölyelerini yaygınlaştırmaya başladı. İTÜ, ODTÜ, Hava Harp Okulu öğrencileri ilk roketlerini tasarlayıp fırlattı.

Bu dönemde bir sorun vardı: güvenlik ve yasal düzenlemeler. Model roket motorları kolayca bulunmuyordu, ithalat karmaşıktı. Ama mühendislik fakülteleri kendi motorlarını yapmaya başladı. Şeker bazlı yakıtlar, kompozit malzemeler, elektronik ateşleme sistemleri… Her şey sıfırdan öğreniliyordu.

T3 Vakfı ve Dönüşüm: 2010’lar

2011 yılında kurulan Türk Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı), Türkiye’de havacılık ve uzay çalışmalarında yeni bir çağ başlattı. Vakfın amacı netti: gençleri havacılık, uzay ve teknoloji alanlarına çekmek. Ve bunu yapmanın en iyi yolu, yarışmalardı.

T3 Vakfı’nın ilk büyük projesi TEKNOFEST oldu. 2018’de başlayan festival, model havacılık ve roketçilik için Türkiye’de görülmemiş bir fırsat yarattı. Üniversite öğrencileri, lise öğrencileri, hatta ilkokul öğrencileri bile roket tasarlayıp yarıştı.

TEKNOFEST’in yarışma kategorileri:

  • Model Uydu yarışması
  • Roket yarışması (farklı yükseklik kategorileri)
  • İnsansız Hava Aracı (İHA) yarışması
  • Savaşan İHA yarışması
  • Teknoloji geliştirme projeleri

TEKNOFEST: Rakamlarla Büyüme

2018 – İlk TEKNOFEST: 550.000 ziyaretçi, 10.000’den fazla yarışmacı. İstanbul Atatürk Havalimanı’nda düzenlendi. Türkiye havacılık tarihinde böyle bir organizasyon görülmemişti. Gençler roketler tasarladı, İHA’lar uçurdu, mühendislik projeleri sundu.

2019: Ziyaretçi sayısı 1.720.000’e çıktı. Artık sadece bir festival değil, bir akım olmuştu. Aileler çocuklarıyla geliyordu, öğretmenler öğrencilerini getiriyordu. Roket fırlatma pistleri dolup taşıyordu.

2021: Festival Gaziantep, Samsun, İzmir gibi şehirlere yayıldı. Artık sadece İstanbul değil, Anadolu’nun her yanından gençler yarışıyordu. Roket yarışmasına 1200’den fazla takım başvurdu. Model uydu yarışması dünya çapında ilgi gördü.

2024: TEKNOFEST, Avrupa’nın en büyük havacılık ve uzay festivali ünvanını aldı. Azerbaycan’da da düzenlendi. Türk model roketçiliği, artık sadece ulusal değil, bölgesel bir fenomendi.

T3 Vakfı’nın Katkıları

T3 Vakfı’nın etkisi sadece festivallerle sınırlı kalmadı. Vakıf, üniversitelerde roket ve İHA laboratuvarları kurulmasını destekledi. Lise düzeyinde “Roket Atan Okullar” projesi başlattı. Öğretmenlere eğitim verdi, malzeme kitleri dağıttı.

Vakfın en önemli başarısı ise zihniyet değişimiydi. Eskiden “roket yapımı” üniversite düzeyinde bir aktiviteydi. Şimdi ortaokul öğrencileri bile roket tasarlıyor, fırlatıyor, verileri analiz ediyordu. 2015’te Türkiye’de aktif model roketçi sayısı birkaç yüzdü. 2024’te bu sayı 50.000’i aşmış durumda.

Günümüz: 2025 ve Sonrası

Bugün Türkiye’de onlarca model havacılık kulübü aktif. Her şehirde RC uçak pisti var. Model roket motorları artık yerel üreticiler tarafından sağlanıyor. 3D yazıcılar sayesinde karmaşık parçalar evde basılabiliyor. Türk öğrenciler uluslararası yarışmalarda derece alıyor.

TEKNOFEST 2025 için planlar daha da iddialı. Yüksek irtifa roket yarışması (10 km üzeri), hibrid motor kategorileri, yapay zeka destekli otonom uçuş yarışmaları… Türkiye, model havacılıkta artık sadece tüketici değil, üretici konumunda.

En önemlisi, bu faaliyetler sonuç veriyor. T3 Vakfı verilerine göre, TEKNOFEST’e katılan öğrencilerin yüzde 68’i mühendislik alanlarına yöneliyor. Model roket ve İHA yarışmalarına katılanların büyük çoğunluğu havacılık ve uzay mühendisliği bölümlerini tercih ediyor.

Lagari Hasan Çelebi’nin 1633’te Boğaz’ın üzerinden geçtiği iddia edilen yolculuk belki bir efsanedir. Ama 2025’te Türkiye’de binlerce genç roket fırlatıyor, uçak tasarlıyor, gökyüzüne bakarak “neden uçuyor?” diye soruyor. Ve bu hiç de efsane değil. Bu gerçek.


Görsel Rehber: Nereden Bulunur, Nasıl Kullanılır

Blog yazarları ve içerik üreticileri için en büyük sorun yasal görseller bulmak. Havacılık konusunda şanslısınız, çünkü NASA, Smithsonian ve diğer resmi kurumlar arşivlerini halka açmış durumda.

NASA Image and Video Library (images.nasa.gov) dünyaca ünlü görsellere bedava erişim sağlıyor. Public domain, yani tamamen ücretsiz. “Wind tunnel model” veya “aerodynamics test” araması yaparsanız binlerce fotoğraf bulursunuz. Hepsini indirebilir, blog yazınızda kullanabilirsiniz.

Smithsonian National Air and Space Museum (airandspace.si.edu/collections) havacılık tarihinin en büyük arşivlerinden biri. 60 binin üzerinde görsel var. Creative Commons Zero lisansı var, yani kullanmak için hiçbir izin gerekmez. Kayıt bile gerekmez.

Wikimedia Commons (commons.wikimedia.org/wiki/Category:Aviation) topluluk destekli bir arşiv. Çoğu görsel CC-BY-SA lisansıyla sunuluyor. Kaynak gösterdiğiniz sürece serbest kullanım var. “Model aircraft” veya “wind tunnel” araması yapın, harika görseller çıkar.

Internet Archive (archive.org/details/nasa) NASA’nın teknik raporlarını barındırıyor. Eski belgelerde tarihi fotoğraflar var, hepsi public domain. PDF olarak indirebilirsiniz.

ESA Multimedia Gallery (esa.int/ESA_Multimedia/Images) Avrupa Uzay Ajansı’nın arşivi. Atıf yaptığınız sürece kullanabilirsiniz.

US Air Force – Defense Visual Information (dvidshub.net) ABD hükümetinin görsel veritabanı. Public domain, çünkü devlet içeriği. “Aircraft model” aramalarında harika sonuçlar var.

Görselleri blog yazınıza yerleştirirken akışa dikkat edin. Wright kardeşlerden bahsediyorsanız, hemen altına rüzgâr tüneli görseli koyun. Goddard’dan bahsediyorsanız, roket fırlatma anı görseli yerleştirin. Okuyucu metni okurken görseli de görmelii. Bu, popüler bilim kitaplarında kullanılan klasik düzen.


Son Söz: Hata Yapma Hakkı

Gerçek uçak gökyüzünü fetheder. Maket uçak zihni fetheder. Aralarındaki fark basit: birinde hata yaparsanız ölürsünüz, diğerinde hata yaparsanız öğrenirsiniz.

Wright kardeşlerden bugüne 123 yıl geçti. Bu sürede tahminen yarım milyondan fazla model test yapıldı. Bu testlerden 12 binden fazla patent çıktı. Havacılık o kadar güvenli hale geldi ki 2022’de hava taşımacılığında yolcu ölüm oranı milyon uçuşta 0.11’e düştü. Tarihin en düşük seviyesi.

Bu başarının ardında ne var? Dev bütçeler, parlak beyinler, güçlü teknolojiler elbette. Ama hepsinin altında bir gerçek var: önce küçük kanatlarda kazananlar, sonra büyük kanatlarda uçar.

Maket oyuncak değildir. Maket, hata yapma hakkıdır. Ve havacılıkta hata yapma hakkına sahip olmak, hayat kurtarır.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir